25 Aralık 2011 Pazar

Kişisel Bir Rıdvan Dilmen Öyküsü

1989-1990 sezonu benim için Yesiç Trabzon'da Rıdvan'a o tekmeyi attığında bitmiş, Fenerbahçe'nin maç sonuçlarından ziyade Rıdvan'ın ameliyatlarını takip etmeye başlamıştım.Her gün gelen Milliyet gazetesinin spor sayfasında kah Rıdvan'a dair bir ameliyat haberi, kah futbol hayatının bittiği söylentisini okur kahrolurdum. 9 yaşındaydım, o zamana kadar Fenerbahçe'nin kaybetmesi ve beden dersinde top oynama hayali kurarken ek matematik dersiyle karşılaşmak dışında bir hüzün tanımım yoktu. Rıdvan'ın sakatlığı bunların yanına eklendi. Bayern Münih'in kulüp doktoru Wohlfart'a bir kez daha muayeneye gittiğini duyup , o tılsımlı ve büyülü ismin bizim kahramanımızı bir an önce 8 numaralı formaya kavuşturacağını hayal ederdim.

Fenerbahçe'ye biraz kendimi fazla kaptırsam da evde artık daha çok hastane, film, doktor, kelimelerini duymaya başlamıştım. Bahsedilen kelimeler ben biraz kulak kabartınca fısıltıya dönüşse de kötü bir şeyler olduğu hissini veriyordu. Ben kendi kendime yeni sezon kadrosunu falan tasarlayıp fiktstürde hangi maça kaç puan yazacağımı düşünürken bir akşam annem, teyzemin İzmir'de hastaneye yatması gerektiğini ve o iyileşene kadar onun yanında kalacağını söyledi. Bütün o duyduğum hastalık, hastane, doktor kelimeleri ete kemiğe büründü ve teyzemle annemi bir akşam İzmir'e uğurladık.

Teyzemin hastaneye yatmasından kısa bir süre sonra lig başladı. Rıdvan'ın sağlık durumunu gazeteden teyzemin sağlık durumunu telefondan takip ediyorduk, Lig bizim için felaketle başladı. Aydın'dan 6 tane yedik radyodan dinlediğim için maçın gollerini Spor Stüdyosu'nda görene kadar sonucun gerçek olduğuna inanmamıştım. Hiddink'li sezon iyi başlamamıştı, Rıdvan'dan ses seda yoktu,teyzem hasta ve annem uzaktaydı. Bir çocuk için berbat bir senaryo durumuyla okula başladım. Teyzemin doktorlarından da Rıdvan'ın doktorlarından da zaman zaman iyi haberler gelse de hala ikisi de uzaklardaydı.

En çok futbol oynarken kaptırıyordum kendimi ,mahallede lakabım Maradona olmasına rağmen 3 Mayıs 1989'dan sonra seslendirmelerini kendimizin yaptığı mahalle maçlarında, sokak arası tek kalelerde ve tenefüslerde kendimi Rıdvan olarak isimlendiriyordum. Doğum günümde alınan sarı lacivert futbol topuyla evin içinde bile Rıdvan'ın sahalara döndüğünde atacağı golü anlatıp bir yandan da canlandırırdım.

Ekim'in ortalarında İzmir'den haber geldi, teyzemin hastaneden çıkacağı ve eve döneceklerini öğrendim, aynı anda Rıdvan'ın oynama ihtimali de kanlı canlı bir gerçeğe dönüşmüştü. Annem İzmir'den dönerken Nazilli'den "Fenerbahçeli Rıdvan'ın Yeri" yazan bir dinlenme tesisine ait sarı lacivert bir örtü gibi bir şey getirmişti, teyzemin ve annemin dönüşünün sevincinin yanında o üzerinde adres ve telefon yazan örtü için sanki Rıdvan'a ait bir şeye sahip olmuşcasına sevinmiştim.

Teyzemin dönüşüyle beraber evden çok teyzemde kalmaya başladık, çünkü eve dönüşü iyileştiği anlamına gelmiyordu, ağrıları artmış ve tek başına çocuğunu kucağına alacak bile takati kalmamıştı. Ligde berbat gitsek de o hafta İzmir'de oynayacağımız Karşıyaka maçında Rıdvan'ın hiç değilse 20-25 dakika oynama ihtimali olduğu hafta boyunca en çok konuşulan şeydi. Cumartesi İzmir'de sahaya çıkacak 18 kişilik kadroya Rıdvan'ın alındığını öğrenen binlerce kişi büyük bir heyecanla Şeytan'ın dönüşünü bekliyordu.

Bir yandan Rıdvan döneceği için seviniyor, bir yandan da alakasız yerlerde annemin, ablamların sessizce ağladığını görüp teyzemin durumunun gün geçtikçe kötüleştiğini anlıyordum. Artık yatmadan önce ilk olarak teyzemin iyileşmesi için dua ediyordum ama araya Rıdvan'ın iyileşmesini de yine de sıkıştırıyordum.

20 Ekim Cumartesi günü yan odadaki derin ve kasvetli sessizlikten kaçıp diğer küçük odaya gittim. Radyoyu açtım, Karşıyaka maçı başladı, takım sezona berbat başlamasına rağmen İzmir'in ve Ege havarisinin kadrolu radyo spikeri Murat Ünlü tribünde 50.000 kişinin olduğunu söyledi Maç oynanırken tribündeki "Rıdvan" tezahüratlarını radyodan bile duymak mümkündü. İlk yarıyı 3-1 önde bitirdik, ikinci yarı dakikalar geçiyor ve ben radyo başında, binlerce kişi stadda hafta içi bize vaadedilen son 20-25 dakika için Rıdvan'ı bekliyorduk. Maç 3-2 ye gelmişti bu arada, radyoda bir uğultu koptu herhalde gol attık diye düşünürken Murat Ünlü Rıdvan'ın ısınmaya başladığını söyledi, ve bir kaç dakika sonra Şeytan saha kenarına geldi. Ondan sonra herşey bir film senaryosu gibi oldu, Murat Ünlü Rıdvan oyuna girdikten 5-10 saniye sonra onun adını söyledi, adını söylemesine gerek olmadan radyodan gelen gümbürtüden topun onun ayağına geldiğini anlamıştım. Spiker Rıdvan'ın adını söylemeye devam etti, "Rıdvan, Rıdvan sıyrıldı ve gol" e dönüştü cümle bir an hayalle gerçek arasında gidip geldiğimi acaba bunun çocuk beynim tarafından yapılmış bir kurgu mu yoksa gerçek mi olduğunu düşündüm. Gerçekti. Rıdvan topla buluştuğu ilk pozisyonda gol atmıştı.
Yesiç'in tekmesinden 11 ay sonra topa ilk temasının sonunda golü bulmuştu. Ben bile onun golle dönmesini hayal ederken biraz gerçekci olsun diye bu kadarını hayal etmemiştim. Maçın başında başkaları tarafından atılan golleri sakin karşılasam da yan odada yatan teyzemi unutup deli gibi sevinmiştim. Odaya gidip "Rıdvan gol attııı" diye bağırdım, herkes birazcık gülümsedi sadece o kadar. Radyonun başına döndüm, skor 5-2 sonra 6-2 oldu. 6. golü de Rıdvan attı, Aylardır Rıdvan dönsün diye dua edip dönüş maçında onun gol atmasını hayal eden bir çocuk olarak bu mucizede benimde payım olduğunu düşündüm.

O gece bu mucizenin mutluluğuyla eve dönmek için arabada beklerken teyzemde kalmayıp bizimle eve gelen annemin arabada başlayan hıçkırıklarıyla her şey bir anda alt üst oldu Annem teyzemin bir hafta on günlük bir ömrü kaldığını, teyzemin eşinden o gün öğrenmiş ve bize de o gün söylemişti. Bir hafta sonra Rıdvan'ın ilk kez 11 çıktığı Bursa maçının olduğu 28 Ekim günü teyzemi kanserden kaybettik. 24 yaşındaydı. Hayatın en acı tarafının Fenerbahçe yenilgileri olmadığını 9 yaşında anladım, ilk kez bir Fenerbahçe maçının soncunu merak etmedim o gün. Yine de bir hafta önce bir anlık da olsa mucizelere inanmamı sağladığı için Rıdvan'a hala minnettarım.

Artık 20 li yaşları bitirdim teyzemin öldüğü yaştan da Rıdvan'ın tekrar sahalara döndüğü yaştan da daha yaşlıyım. Geçenlerde memlekete gittiğimde uzak akrabalardan biri "sen küçükken Rıdvan hastasıydın hala sever misin" dediğinde kendi kendime dedim ki "İnsan kendisine mucize yarattığını hissettiren birini nasıl sevmez ki" ?

www.papazincayiri.blogspot.com Yazarlarından Fatih


EN ÇOK OKUNANLAR